Çanakkale Cephesi’nde Bir Kahraman Er
18 Mart 1915 sabahı Çanakkale’de bir destan yazıldı. O gün yaşanan bir an, Seyit Onbaşı’nın adını tarihe kazıdı. İşte bu tarihî anın ardındaki hikâye…

Seyit Ali, 1889 yılında Balıkesir’in Havran ilçesine bağlı Çamlık köyünde (bugünkü adıyla Kocaseyit) doğdu. Babası Cuburoğulları ailesinden Abdurrahman Bey, annesi ise aynı köyden Emine Hanım’dı. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak küçük yaşlardan itibaren ağır işlerde çalıştı; tarla, orman ve hayvancılıkla geçen bu yaşam, onun güçlü bir beden yapısıyla yetişmesini sağladı. Askerliğe çağrılmadan önce odunculuk ve ormancılıkla uğraşan Seyit Ali, çevresinde fiziksel kuvvetiyle tanınan bir gençti.

1909 yılında askere alınan Seyit Ali, aynı köyden Şakir kızı Emine ile evlendi ve 1911’de ilk kızları Ayşe dünyaya geldi. 1912-1913 Balkan Savaşları’na katıldıktan sonra, 1914’te Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine terhis edilmeyip topçu eri olarak Çanakkale Cephesi’ne sevk edildi (1914-1916). 18 Mart 1915 sabahı, İtilaf Devletleri’nin Boğaz’ı geçme girişimi sırasında Rumeli Mecidiye Tabyası yoğun ateş altındaydı. Cephaneliğe isabet eden bir mermi patlamış, 14 asker şehit olmuş, 24 asker yaralanmıştı. Ayakta kalanlar arasında Seyit ve silah arkadaşı Niğdeli Ali vardı. Vinç sistemi çalışmaz hâle gelince, Seyit Ali devasa mermileri sırtlayarak topa yerleştirdi. İlk iki atış sonuç vermedi; üçüncü mermi Ocean zırhlısının dümenini bozdu ve kontrolden çıkan gemi kısa süre sonra bir mayına çarparak battı.

Seyit Ali’nin muharebenin seyrini etkileyen başarısı kısa sürede duyuldu. Kendisine mükâfat olarak onbaşı rütbesi verildi. İsteği sorulduğunda “çift tayın” talep etti, ancak arkadaşlarının yanında bu ayrıcalığı kabul etmek içine sinmedi ve kısa süre sonra vazgeçti. Günler sonra fotoğrafının çekilmesi istendi. Aynı ağırlıktaki mermiyi yeniden sırtlaması beklendi fakat defalarca denemesine rağmen mermiyi kaldıramadı. O gün savaşın en şiddetli anında kolaylıkla taşıdığı mermiyi, bu kez yerinden bile oynatamıyordu. Kendisine sorulduğunda, o anki gücün iman ve vatan sevgisinden geldiğini, bunu nasıl başardığını kendisinin de açıklayamadığını söyledi. Bunun üzerine fotoğraf çekimi için tahtadan yapılmış bir mermi kullanıldı ve böylece o tarihî an fotoğraflandı.

Seyit Onbaşı, savaş sonrası yaşamını köyünde sürdürdü. Ormancılık ve kömürcülük yaptı; ürettiği odun kömürünü Havran pazarına götürerek geçimini sağladı. Daha sonraki yıllarda Havran’daki bir zeytinyağı fabrikasında hamallık yaptı; burada hastalanmasının ardından işten çıkarıldı. Hayatının kalan bölümünde ayakkabı yamayarak yaşamını sürdürdü. Soyadı Kanunu’nun kabul edilmesinin ardından “Çabuk” soyadını aldı. İlk eşi Emine’den Ayşe ile Fatma adında iki kızı olan Seyit Onbaşı, eşinin vefatından sonra Hatice Hanım ile evlendi; bu evlilikten Ramazan, Osman ve Abdurrahman adlarında üç oğlu dünyaya geldi.

Cumhuriyet’in ilanından sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Havran’a bir yol açılışı için geldiğinde Seyit Onbaşı’yı da görmek istedi. Bunun üzerine Seyit Onbaşı Edremit’e götürüldü. Atatürk, Seyit Onbaşı ile yaptığı görüşmede ona savaşta gösterdiği hizmetten söz ederek maaş bağlanmasını teklif etti. Seyit Onbaşı bu teklifi kabul etmedi; görevini karşılık beklemeden yaptığını söyledi. Yalnızca geçimini sağladığı odun kömürü işi nedeniyle orman görevlilerinin kendisine zorluk çıkarmamasını rica etti. Atatürk de bu konuda gerekli talimatı verdi.

Seyit Onbaşı, 1939 yılında zatürreye yakalandı ve 1 Aralık 1939’da henüz 50 yaşındayken köyünde hayatını kaybetti. Ardında millî hafızaya yerleşmiş bir hatıra bıraktı. Bugün Balıkesir’in Havran ilçesinde bulunan Seyit Onbaşı Anıtı ve mezarı ziyaret edilmeye devam etmekte; adı Türkiye’nin pek çok yerinde okul, cadde, meydan ve anıtlarda yaşatılmaktadır. Özellikle Çanakkale Şehitler Abidesi çevresindeki anlatımlarda onun hikâyesi, savaşın manevi boyutunu temsil eden simgelerden biri olarak yer almaktadır ve her yıl 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü’nde düzenlenen törenlerle anılmayı sürdürmektedir.
152 okunma




